Mimarlık Avukatlık Doktorluk -2

Mimarlık Avukatlık Doktorluk -2

Büyük bir inşaat veya küçük bir tadilat fark etmez, eğer bir iş yaptıracaksanız, en önemli şeyin proje olduğunu bileceksiniz önce.

Öyle enine boyuna uzun uzun düşünmeli insan, hem de daha proje aşamasında. Ne de olsa bütçeler zorlanacak, dünyanın parası harcanacak ve koca koca malzemeler oradan oraya taşınacak ve yüzlerce kalem ürünün her biri tek tek monte edilecek projesindeki uygun yerlere.

Etap etap ilerleyecek inşaat. Önce kabası bitecek, sonra ince işleri yapılacak. İnşaatta geri dönüşü de yok birçok işin ha, öyle bildiğin gibi değil yani. Geri dönüşü hiç de yok değil tabii ama, epey bir maliyet işidir bu geri dönüp düzeltme aşamaları. Ama projen hatalıysa dostum, o zaman yandın işte! Onun geri dönüşü hakkaten yok gibidir, bilesin…

Mimarın Ücreti

Diyelim ki, bilemedin. O halde, her olasılığı hesap edip yani güneşi, rüzgarı, yangını, seli, manzarayı, parkı, gürültüyü, çöpü, makine dairesini, enerji sarfiyatını, nemi, rutubeti, kılı, tüyü derken akla hafzalaya gelmeyecek etkenlerin önemini; bu aşamada anlayacaksın demektir: Kolay gelsin.

Bu yüzden hep derim ki; inşaat işinde en çok bütçeyi ayırmak gereken kalem, mimarın ücretidir. Siz ona ne kadar öderseniz, o size o kadar kazandırır esasında. İşin doğrusu budur dostum.

Bir projeye ne kadar çok zaman ayrılırsa o kadar çok olgunlaşıp güzelleştiğine ve proje aşamasında denenip tercih edilmeyen her bir eskizin aslında büyük değeri olduğuna şahit olmuşumdur çoğu kez. Olması gereken ücret sözleşmesinin de tercih edilen projeden ziyade, tercih edilmeyen eskizlerin sayısı üzerinden belirlenmesi gerektiğini düşünürüm.

Gördüğüm odur ki; bir mimar daha hiçbir şey yokken, hiçbir üretim faaliyeti başlamamışken dahi, zihninde bina içinde gezinmeye başlamış oluyordur. Kapıdan girdin, elinde şemsiye nereye koyacaksın, vestiyer lazım, eeeee palto asılacak, yemek masası nereye, yatakların boyu, çamaşır makinesi nerede duracak, ütüsüdür, kalorifer peteğidir, prizdir, nereye yerleşecek kararları, yeri geliyor öylesine kıymetli oluyor işte. Hele de yerin darsa.

Özellikle bu kentsel dönüşüm dedikleri lanet iş yok mu? Bu işteki gözlemim, tüm kazancı mimarın dokunuşlarının yarattığıdır. Mimarın dokunuşları, kulağa çok hoş geliyor değil mi? Onu da anlatacağım…

O yüzden, bir mimar sizin eviniz inşa edilmeden öncesinde sizin evinizde epey bir gezinmiş, yatak odanıza kadar girip içinde mesai harcamış olmalıdır ki; o kadar çok olasılığı düşünsün. Bu da bir konsantrasyon işi, hayal gücü meselesi.

Bence mimarlık mesleğinin en sevimli, en heyecan verici bölümü de burası; proje aşaması. Nedense mimarların arasında dahi en kıymet verilmeyen aşaması da burası oluyor. Mimarların kendi mesleklerinde bir saygınlık yaratmaları için döne dolaşa proje diye haykırmaları lazım kanaatimce. İyi proje, iyi proje, iyi proje, iyi projeeeeeee…

Ayrıca bir önerim daha var; her mimarın her projesinin inşaat izninden önce kent etik kurullarından geçmesi lazım; Şöyle işten anlayan, iyi projeden anlayan, sözüne saygı duyulan duayenler vardır elbet.

Bir projenin imar kanununa ve mevzuata uygun olması onu iyi bir proje yapmıyor malesef hatta çoğu zaman kötü proje yapıyor da diyebiliriz. O yüzden ben projenin bir inşaatın anayasası olduğunu düşünenlerdenim.

Kentsel Dönüşüm

Gelelim kentsel dönüşüm işine; bu işe de epey kafa yormuş, çokça apartmanın dönüşüm işinde yer almış, kimisini başarmış, kimisinde muvaffak olamamış biri olarak bazı tespitlerim oldu ve işin temelinde daha ilk adımda hata yapıldığını gördüğüm halde bu durumu düzeltemiyor olmanın isyanını haykırmak istiyorum.

Bir binamız olsun, bu binanın yıkılıp yeniden yapılacağını ve kat maliklerinin bir müteahhit aramakta olduğunu düşünelim. Sürecin saçmalığını ve toplamda ne kadar boşa kürek çekildiğini varın siz hesap edin.

Her kat mailiki tüm çevresini durumu anlatır, hep beraber sağlam müteahhit aranır. Herkes güvendiği, daha önce adını duymuş olduğu bir müteahhitten randevu alır, durumu izah eder. Müteahhit firmalardan bir kısmı yerle ilgilenir ve teklif sunmak için hazırlanır.

Müteahhit firmaların çalıştığı mimarlık ofisleri bulunur, onlara durumu izah ederler mimarlar müteahhite yer ve satın alınabilir alan kazandıracak bir proje üzerine çalışırlar.

Proje üzerinden müteahhit kat maliklerini ikna ederek işi alırsa alır, bu arada bu işlemi yirmiye yakın müteahhit ayrı ayrı yürütür. İşin sonunda kat maliklerinin kafası kazan gibi olur, pes eden müteahhitlerden geriye kalan üç beş tanesinden en iyi konuşan işi alır. Gerisini zaten biliyoruz; berbat gibi inşaatlar, en ucuz işçilikler, en kalitesiz malzemeler ve neticede leş gibi şehirler.

Hukuk fakültesine başladığımız sıra derslerde hep şunu vurgularlardı; hukuk olan ile ilgilenmez; olması gerekenle ilgilenirdi. Ne kadar kopuk bir bakış açısı esasında. Kimsenin umrunda olmayan bir olması gereken.

Neymiş bakalım bu olması gereken. Kat malikleri müteahhitten önce mimarlardan teklifler almalıdır.

Buraya ücreti karşılığı proje çizecek iyi bir mimar bulunmaldır. Mimarın çizeceği proje aşama aşama olgunlaşıp güzelleşirken kat maliklerinin taleplerini karşılayan bir projenin inşaat maliyeti de belli olacaktır. Böylece müteahhitlerden inşaat konusunda teklif almak mümkün hale gelmiş olacaktır.

İlk durumda her müteahhit ayrı ayrı projelere teklif sunduğundan elma ile armutu karşılaştımaya çalışan kat malikleri bu kez mutabık kaldıkları tek bir proje üzerinden müteahhitlerin hangisinin daha uygun bir teklif ile kendilerine geldiklerini değerlendirme fırsatına sahip olduklarından seçim çok daha adil ve hakkaniyetli olacakır.

Böylece kaliteli bir projeyi, kaliteli bir müteahhit bu kez pes etmek yerine mesleğini icra edecek çok daha uygun koşullara kavuşmuş olacağından sonuna kadar kovalayacaktır.

Her meslekte olduğu gibi işini iyi yapan insanların sahip olduğu özgüven bir miktar ukalalığı da barındırdığından, bu tür insana özgü beni tercih etmeyeni ben hiç kovalamam yaklaşımı pes etmeye yöneltir ve böylece işi mesleğinde yeterliliğe sahip olandan çok en fazla kovalayan taraf alır. Bu da tarafları amaçlanan kaliteden uzaklaştırır.

Demek istediğim şudur ki; mimarlık toplumumuz nazarında malesef kabul görmemiş bir saygınlığı fazlasıyla hak etmektedir.

Bu mesleği icra edenlerin öncelikle kendi mesleklerini yüceltecek söylemleri yaygın kılması ve bir yandan da yeşil pasaport alacak kamu güvenini vicdanlarda yaratması gerekmektedir Ersin EREN

aysaa

Related Posts

Cito ve IEP Arasındaki Fark: Eğitimde Bireyselleştirmenin Gücü

Cito ve IEP Arasındaki Fark: Eğitimde Bireyselleştirmenin Gücü

Türk Diş Hekiminin Hollanda Yolculuğu

Türk Diş Hekiminin Hollanda Yolculuğu

İsviçre Alpleri’nde Panoramik Bir Tren Macerası

İsviçre Alpleri’nde Panoramik Bir Tren Macerası

Nasıl Hollanda Vatandaşı Oldum ?

Nasıl Hollanda Vatandaşı Oldum ?

2 Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

İlginizi çekebilir

Dil secenekleri

Tags