Açık konuşayım: Spor salonlarını, o kaslı, aynalı, erkeklerin garip sesler çıkardığı kasıntı ortamları hiçbir zaman sevemedim ama malum, yaş alıyoruz; sağlıklı yaş almak istiyorsak spor da şart.
Ben de bir süredir mat pilates yapıyordum ama “Şu internette sürekli karşıma çıkan reformer işini ben de deneyeyim bakalım” dedim. Atladım bisikletime, Eindhoven sokaklarında Pro Pilates’in yolunu tuttum.
Kapıdan içeri girer girmez İpek’in enerjisini hissediyorsunuz. Güler yüzlü, samimi ve kendinden emin. Sohbet etmeye başladığınız anda da şunu anlıyorsunuz: Karşınızdaki kadın sadece pilates eğitmeni değil; risk almayı bilen, değişimden korkmayan ve kendi hikayesini kendi elleriyle yazmış bir girişimci; İpek Yılmaz
Düşünsenize; konfor alanınızı geride bırakıp dilini, kültürünü bilmediğiniz bir ülkede “Ben de buradayım!” diyerek stüdyo açıyorsunuz. Üstelik kısa sürede Hollandalı öğrencileri bile kendinize bağlıyorsunuz. Müthiş bir başarı!
Duvarlardaki diplomalara bakıyorum; arkasında devasa bir emek ve disiplin var fakat burası sadece bir spor salonu değil, İpek resmen yaşayan bir kadın topluluğu kurmuş.
Düzenlediği etkinliklerle kadınları bir araya getirip hem hareket ettiriyor hem de o harika enerjisiyle yüzleri güldürüyor.
Anlayacağınız bu sadece sıradan bir pilates hikayesi değil; tırnaklarıyla kazıyarak kendi yolunu açan, sınırları aşan ilham dolu bir kadının hikayesi

Pilates’le yolun nasıl kesişti; bu göç yolculuğu eğitmenlik yaklaşımını nasıl dönüştürdü?
Spor hayatımın her döneminde vardı; hareket etmeyi seven, spor salonlarında vakit geçirmekten keyif alan biriydim. Pilatesle tanışmam ise biraz tesadüf, biraz da doğru insanlarla doğru anda karşılaşmamla oldu.
Pilatesle bir arkadaşım sayesinde tanışmıştım. Sonrasında evlenip İstanbul’a taşındım; yeni bir şehir, yeni bir düzen… Tam kimseyi tanımadığım o ilk dönemde, spora olan ilgimi bilen bir eğitmen arkadaşımla yollarımız kesişti ve bana eğitmenlik fikrini ilk kez o sordu.
İlk başta insan bedeninin sorumluluğunu almak bana ciddi bir korku ve tereddüt yaşatsa da, bu riski alarak Joseph Pilates’in orijinal mirasını modern bilimle buluşturan Balanced Body ekolünde profesyonel eğitime adım attım. Stajla başlayan bu uzun ve kapsayıcı süreci, farklı kurumlardan aldığım ileri seviye eğitimlerle sürekli destekledim.
Yaklaşık bir yıl staj, ardından iki yıl eğitmenlik yaptıktan sonra taşındık. Ama göç etmek eğitmenlik yaklaşımımı değiştirmedi. Çünkü aldığım eğitim uluslararası standartlardaydı; tek değişen konuştuğum dil oldu. Ona da zamanla keyifle alıştım.

Yabancı bir ülkede stüdyo kurmak gerçekten cesurca,nasıl karar verdin konfor alanından çıkmaya?
Evet, gerçekten oldukça cesur ve kritik bir karardı. Zaten yeni bir ülkeye taşınmak başlı başına büyük bir değişim… Bunun üstüne bir de kendi stüdyonu açmak ciddi bir karar. Bu süreçte hem eğitmenim hem de en yakın arkadaşım olan hocam, neredeyse terapi gibi uzun cesaret konuşmaları yaptı. Hem profesyonel hem de duygusal anlamda beni inanılmaz desteklediler.
Sonunda Türkiye’de merkezi bulunan ve İstanbul’da oldukça bilinen Pro Studio Pilates ile burada ortak bir isimle stüdyoyu açmaya karar verdik. Bu hem güçlü bir güven duygusu sağladı hem de yeni bir ülkede sıfırdan marka yaratmanın zorluklarını hafifletti. Tanıdığım, güvendiğim bir sistemin desteğini hissetmek benim için çok değerliydi.
Ayrıca buradaki piyasa çok yeni ve hızla popülerleşiyor; fakat bu popülerliğin yanında ciddi bir profesyonellik eksikliği de var. Bizim amacımız, Türkiye’de yıllarca parçası olduğum o disiplinli, standartları net, özenli çalışma kültürünü buraya da taşımaktı. Kısacası, sadece bir stüdyo açmak değil; gerçekten kaliteli ve güvenilir bir pilates yaklaşımını bu ülkede de ortaya koymak istedim.
Reformer Pilates’i herkes yapabilir mi?
Bence bu soruyu en basit haliyle şöyle açıklayabilirim: Eğer kişi sağlıklı bir bireyse reformer pilates yapması için hiçbir engel yok. Yani evet, herkes pilates yapabilir.
Sağlık problemi olan kişilerde ise mutlaka doktor yönlendirmesiyle ilerliyoruz. Çünkü orada hem güvenlik hem de doğru hareket seçimi çok önemli. Doktor onayı olduktan sonra onlar için de tamamen kişiye özel bir program hazırlıyoruz.
Reformer vs. Mat: Yeni başlayan biri hangisiyle başlamalı?
Ben bu soruyu şöyle anlatıyorum: Pilatesi bir taç gibi düşünürsek, o tacın tepesindeki pırlanta mat pilatestir. Joseph Pilates de sistemi ilk olarak mat egzersizleriyle oluşturmuş, reformer ve diğer ekipmanları sonradan bu temeli desteklemek için tasarlamıştır.
İdeal olan, bir dersin içinde hem mat hem de reformer ögelerinin olmasıdır. Çünkü mat, kişinin kendi beden ağırlığıyla kontrolünü geliştirdiği, pilatesin temel prensiplerini en iyi hissettiği yerdir; reformer ise bu becerileri daha yönlendirilmiş bir şekilde derinleştirir.
Fakat insanların günümüzde daha çok ‘sadece reformer’ istemesi bizi matı derslere entegre etmeye yöneltiyor. Biz bilinçli eğitmenler olarak reformer derslerinin içinde mutlaka mat çalışmaları yapıyoruz. Çünkü mat, reformerin alt versiyonu değil; pilatesin kendisidir.
Haftada kaç seansla değişim beklemek gerçekçi olur?
Bu soruya direkt Joseph Pilates’in o meşhur sözüyle başlamak istiyorum:
‘İlk 10 derste kendini hissedersin, ilk 20 derste yakınların fark eder, ilk 30 derste ise tüm dünya senin değiştiğini görür.’
Bu aslında pilatesin düzenli ve disiplinli yapıldığında nasıl bir dönüşüm sunduğunu çok güzel özetliyor.
Biz eğitmenler genelde haftada en az 2 seans öneriyoruz. Bu, bedenin adaptasyonu ve hareket kalitesinin gerçekten oturması için ideal seviyedir. Haftada 3 seans olursa gerçekten mükemmel sonuç verir; hem süre kısalır hem gelişim çok daha hızlı olur.
Tabii hayat koşuşturması içinde birçok kişi haftada sadece 1 gün gelebiliyor. Bu tamamen sonuç alınmayacağı anlamına gelmiyor, elbette değişim olur; fakat süreç doğal olarak uzar. Yani etkili ve sürdürülebilir olan haftada 2–3 seanstır.

Sana gelen herkesin bilmesini istediğin tek şey ne?
Bana gelen herkesin tek bir şeyi bilmesini isterim: Burada öncelik her zaman senin sağlığın.
Benim stüdyomda gösteriş yok, kimse kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değil. Eğer benimle çalışıyorsan, önce sağlığın, duruşun ve bedeninin gerçek ihtiyaçları gelir.
Önce temeli sağlam kurarız, bedenini güvenli bir şekilde güçlendiririz. Sonrasında seviye yükseldikçe o gösterişli hareketler olur mu? Olur tabii, neden olmasın. Ama önce sağlık… Gerisi zaten doğal olarak geliyor.
Pilates kendi bedeninde en çok neyi değiştirdi?
Pilatesle tanıştığım dönem 20’li yaşlarımın başıydı ve zaten kendimi iyi hissettiğim bir dönemdi. Ama pilatese başladıktan sonra fark ettim ki ‘iyi hissetmek’ dediğim şey aslında çok yüzeyselmiş.
Pilates bana önce gerçek anlamda güçlü ve sağlıklı hissettirdi. Bedenim dinlenmiş gibiydi, hafifti, taşıdığım yük azalmıştı. Yorulmuyordum, hatta daha fazla enerjiyle güne devam ediyordum.
Kısacası pilates bende önce hissetme biçimimi değiştirdi: Kendimi daha canlı, daha dengede ve daha kendimde hissetmemi sağladı.
Reformer’ı ilk kez deneyen birinin “aha” anı ne zaman gelir?
Bunun için özellikle ‘şu harekette olur’ demek doğru olmaz çünkü her beden farklı ve herkesin hissettiği şey de bambaşka. Birinin fark ettiği şey, diğerinin hiç ilgisini çekmeyebilir.
Ama genel deneyime bakarsam… İnsanlar ilk ‘aha!’ anını genelde sırt hareketlerinde yaşıyor. O uzun zamandır farkında olmadan taşıdıkları yükün hafiflediğini hissedince çoğu kişi ‘Off, bu çok iyi geldi!’ diyor. O an bedenin gerçekten nefes aldığını hissediyorlar.
Reformer’ı sevmeyen birini kazanmanın sırrı ne?
Bence çok basit: Kişi hareketi doğru hizayla ve doğru formda yaptığında, bedenindeki farkı hemen hisseder. Rahatlama, güçlenme ya da gevşeme… Neye ihtiyacı varsa onu bulur.
Çünkü bu tamamen bir ihtiyacın karşılığı. Beden doğru çalışınca insanlar zaten ‘Devam etmek istiyorum’ diyor.
Yani pilatesi sevmeyen biri bile, kendisine uygun hazırlanmış bir programla doğru hareket ettiğinde pilatesin ona iyi geldiğini anlıyor.
Pilatesin en yanlış anlaşılan noktası sence ne?
Bence en büyük sorun, pilatesin amacından sapmış olması.
Birçok kişi pilatesi sadece ‘askıda asılıp kalkılan’, gösterişli hareketlerden oluşan bir şey sanıyor. Sosyal medyada gördüğümüz görüntüler yüzünden pilates bir anda sanki sadece estetik ve gösteri amaçlı yapılan bir egzersizmiş gibi algılanmaya başladı.
Oysa pilatesin temeli tamamen sağlık, hizalanma, nefes, beden farkındalığı ve kontrol üzerine kurulu.
Bir diğer yanlış anlaşılma da pilatesin sadece ticari amaçla yapılması…
Bu yaklaşım hem pilatesin değerini düşürüyor hem de insanların zihninde yanlış bir imaj oluşturuyor.
Pilates, gösterişten çok daha fazlası; gerçekten doğru yapıldığında bir ihtiyacı karşılayan, bedeni dönüştüren bir sistem.



