WOF Rescue ile Sınır Ötesi Umut

WOF Rescue

Bazı hikâyeler büyük laflarla başlamaz. Bir fotoğrafla başlar. Bir sokak köpeğinin bakışıyla, bir kedinin çaresizliğiyle ya da insanın içinden sessizce geçen o cümleyle: “Ben ne yapabilirim ki?”

Sonra o cümle büyür. Bir geçici yuvaya dönüşür. Bir uçuş gönüllüsüne, bir veteriner masrafına, bir kısırlaştırma operasyonuna… Bazen de Türkiye’den Hollanda’ya uzanan koca bir dayanışma ağına.

WOF Rescue’un hikâyesi de böyle. Üç kadın :Çağla Çınar,Seher Cemre Bilgin,Sevinç Göğer Sağol.Üç farklı hayat ama aynı yere bakan üç çift göz: Türkiye’de risk altındaki sokak hayvanlarına.

Onları kurtarmak, kısırlaştırmak, tedavilerini yaptırmak, geçici yuva bulmak ve sonunda güvenli bir hayata kavuşturmak için yola çıkmışlar.

Bugün WOF Rescue, bireysel çabanın örgütlü bir dayanışmaya dönüşmüş hali. Kurucuları; vakfın nasıl doğduğunu, en büyük zorlukları, unutamadıkları hikâyeleri ve kalıcı çözüm için neden birlikte çalışmanın şart olduğunu anlattı.

Vakfın temeli, bireysel gönüllülük deneyimlerinin ortak bir amaçta buluşmasıyla atılmış. Kuruculardan Cemre, önce geçici yuvalık yaptığını, ardından bu sürecin yalnızca birkaç hayvana kapı açmaktan ibaret kalmaması gerektiğini düşündüğünü anlatıyor.

Başak Demirci ile (Köyün Garipleri ) tanışmasının ardından daha köklü ve sürdürülebilir bir yapı kurma fikri güç kazanmış. Kısa süre içinde Çağla ve Sevinç’in de dahil olmasıyla ekip şekillenmiş; birbirlerini neredeyse hiç tanımadan resmi kuruluş sürecine geçmişler. Vakıf, Eylül 2024’te resmen kurulmuş. İlk başta farklı bir isimle başlayan oluşum, daha sonra Çağla’nın önerisiyle bugünkü adını almış: WOF, yani “Wretched of the Field.”

Sevinç için bu yolculuğun çıkış noktası daha kişisel bir boşluk hissi olmuş. Hollanda’ya taşındıktan ve kendi hayvanlarını kaybettikten sonra yeniden sahiplenmeye hazır olmadığını, ama başka hayvanların hayatına geçici de olsa dokunmak istediğini söylüyor. Ona göre geçici yuvalık, hem hayat kurtaran hem de insanı yeniden ayağa kaldıran bir alan açıyor.

Çağla ise Hollanda’da uzun süre yaşadıktan sonra Türkiye’deki sokak hayvanlarının maruz kaldığı koşulları çok daha sert bir kontrast içinde görmeye başladığını ifade ediyor. Hollanda’daki düzenli yaşam, evcil hayvanlarla kurulan bağ ve sistemli yaklaşım, Türkiye’ye döndüğünde onda daha güçlü bir farkındalık yaratmış. WOF Rescue’un hikâyesi de tam bu farkındalığın ortak bir zemine dönüşmesiyle başlamış.

“Bir tane de olsa değer”

Kurucuların anlattıkları arasında ortak bir duygu öne çıkıyor: Yapılan işin çok büyük bir sorunu tek başına çözemeyeceğini bilmek, ama yine de vazgeçmemek.

Cemre, Türkiye’deki yaranın kapanmamasının bazen umutsuzluk yarattığını, bazen de tam tersine daha fazla mücadele etme isteği verdiğini söylüyor. Onu ayakta tutan şeylerden biri, kurtarılan hayvanların geçirdiği dönüşüme birebir tanıklık etmek. İlk geldiklerinde korku, çekingenlik ya da saldırganlık gösteren hayvanların zamanla “çiçek açtığını” görmek, bu çabanın neden değerli olduğunu sürekli hatırlatıyor.

Sevinç de benzer bir yerden bakıyor. Ona göre “1’in 0’dan büyük olması” bu işin en sade özeti. Yapılan şey bazen okyanusta bir damla gibi görünebilir; ama hiçbir şey yapmamaktan daha iyi. Bu duygu, çözülemeyen büyük bir sorunun karşısında insanı ayakta tutan küçük ama güçlü bir motivasyon yaratıyor.

Çağla’nın motivasyonu ise yalnızca kurtarma faaliyetlerinden değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık üretme isteğinden besleniyor. Sokak hayvanları, kısırlaştırma ve sahiplenme kültürü konusunda hâlâ ciddi bir bilinç eksikliği olduğunu düşünüyor. Ona göre güvenilir ve sürdürülebilir bir platform kurmak, yalnızca hayvanları kurtarmak değil, aynı zamanda toplumdaki yanlış kabulleri de dönüştürmek anlamına geliyor.

Unutulmayan hikâyeler: Disto, Tofita ve ayrılmayan üçlü

Röportajda her kurucu, hafızasında iz bırakan bir kurtarma ya da sahiplendirme hikâyesi anlattı.

Cemre için bu hikâye Disto. Distemper salgını sırasında kurtarılan köpeklerden biri olan Disto, zor bir süreçten geçtikten sonra önce geçici yuvaya, ardından da kalıcı bir eve kavuşmuş. Cemre, onunla aynı evde aylarca yaşamanın ve sonunda sevildiği bir aileye kavuştuğunu görmenin kendisi için unutulmaz olduğunu anlatıyor.

Sevinç’in aklında ise Tofita var. Ankara’dan Hollanda’ya getirilmesi planlanan iri yapılı bu köpek, havalimanında boyutu nedeniyle uçağa kabul edilmemiş. Geri dönmek zorunda kalması ekibi derinden etkilemiş. Sonrasında kara yoluyla taşınması için yeni bir çözüm bulunmuş ve Tofita güvenli şekilde Hollanda’ya ulaşmış. Sevinç, Türkiye’de öldürülme riski yüksek bir ortamdan çıkan bu köpeğin, Hollanda’da adeta bir “prensese” dönüşmesini büyük bir duyguyla anlatıyor.

Çağla’yı en çok etkileyen hikâye ise Mia ve iki yavrusu Oreo ile Luli’nin aynı ev tarafından birlikte sahiplenilmesi olmuş. Genellikle bir ya da en fazla iki kardeş yavrunun birlikte sahiplendirildiğini söyleyen Çağla, üç kedinin bir arada kalmasını sağlayan bu kararın kendisine umut verdiğini anlatıyor.

Kurtarma ve sahiplendirme süreci nasıl işliyor?

WOF Rescue’un çalışma modeli, rastgele değil; belirli önceliklere göre ilerliyor. Türkiye’de kısırlaştırma projeleri sırasında karşılarına çıkan, sokakta yaşaması mümkün görünmeyen ya da yüksek risk altında olduğu düşünülen hayvanlar kurtarma sürecine dahil ediliyor. Tedavi, aşı, test ve evrak işlemlerinin ardından uçuş gönüllüsü ve geçici yuva bulunuyor; hayvanlar daha sonra Hollanda’ya getiriliyor. Burada kayıt işlemleri tamamlandıktan sonra sahiplendirme ilanları açılıyor. Adaylarla görüşmeleri çoğu zaman geçici yuvalar yürütüyor; ardından kontrat hazırlanıyor ve süreç takip ediliyor.

Bu işleyişin en zor halkası ise çoğu zaman geçici yuva bulmak. Cemre’ye göre kurtarma hızıyla yuvalama hızı arasındaki dengesizlik, en büyük darboğazlardan biri. Zaten sınırlı sayıda olan geçici yuvalar, bazen son dakika aksaklıkları nedeniyle daha da kritik hale geliyor. Çağla da buna başka bir açıdan dikkat çekiyor: Geçici yuvalar bazen baktıkları hayvanları sahipleniyor. Bu elbette sevindirici bir gelişme, ama aynı zamanda aktif bir geçici yuvanın sistemden çıkması anlamına geliyor.

Bağışlar nereye gidiyor?

Vakfın anlattığına göre bağışların önemli bir bölümü doğrudan yuvalandırma masraflarına gidiyor. Kısırlaştırma, testler, aşılar, titrasyon, bakanlık ücretleri ve uçuş masrafları eklendiğinde tek bir hayvan için maliyetin 700 euroya kadar çıkabildiği belirtiliyor. Sahiplendirme sürecinde alınan katkı payı her zaman gerçek maliyeti karşılamadığı için aradaki fark etkinlikler, kampanyalar ve dayanışma ağlarıyla kapatılmaya çalışılıyor. Aynı zamanda ekip, kısırlaştırma çalışmalarını da daha güçlü biçimde fonlayabilmeyi hedefliyor.

İnsanlar en etkili şekilde nasıl destek olabilir?

Destek vermek isteyenler için en etkili yollardan biri geçici yuva olmak ve uçuş gönüllüsü olarak sürece katkı sunmak. WOF Rescue ekibi, bunu yapamayanların da bağış yoluyla destek olabileceğini belirtiyor. Üstelik destek yalnızca genel bağışla sınırlı değil; mama göndermek gibi daha spesifik ihtiyaçlara yönelik katkı seçenekleri de bulunuyor. Cemre’ye göre bazen tek bir sosyal medya paylaşımı bile doğru kişiye ulaştığında bir hayvanın hayatını değiştirebiliyor. Son dönemde büyüyen yapı ve artan projeler nedeniyle yalnızca sahada değil, yönetim tarafında da desteğe ihtiyaç duyuluyor. Proje yazımı, grafik tasarım ya da vakıf süreçleri konusunda deneyimi olan gönüllülerin ekibe katılması özellikle önemli görülüyor. Özetle, destek olmak isteyen herkes için mutlaka bir katkı alanı bulunuyor; ekiple iletişime geçmek bunun ilk adımı.

Çağla da geçici yuvalığın kritik rolünü özellikle vurguluyor. Ona göre her geçici yuva aslında tek değil, iki hayat kurtarıyor: Biri geçici olarak bakılan hayvan, diğeri ise Türkiye’de boşalan yere alınabilecek yeni hayvan. Bu nedenle sahiplendirme zincirinin en etkili halkalarından biri doğrudan geçici yuva desteği.

Türkiye’de en acil sorun ne?

Kurucuların verdiği yanıtlarda en çok öne çıkan başlıklardan biri, meselenin yalnızca bireysel kurtarma çabalarıyla çözülemeyeceği. Cemre’ye göre bugün en acil sorun, güvenlik ve barınak koşullarının iyileştirilmesi. Mevcut sistemin kapasitesinin yetersiz olduğunu, gönüllülerin çoğu zaman yalnızca kriz olduktan sonra devreye girdiğini ve bunun sürdürülebilir olmadığını söylüyor. Ona göre çözüm, reaktif değil proaktif bir yaklaşım; yani TNR’ın, başka bir deyişle yakala-kısırlaştır-yerine bırak modelinin yeniden güçlü biçimde gündeme gelmesi.

Kalıcı çözüm konusunda en net ortak vurgu ise birlikte çalışma zorunluluğu. Cemre, gönüllülerle yerel ve genel yönetimlerin, birbirlerini beğenseler de beğenmeseler de birlikte çalışmayı öğrenmesi gerektiğini söylüyor. Çünkü sorun, ancak çok aktörlü ve planlı bir işbirliğiyle çözülebilir.

Hedef: ANBI statüsü ve pilot proje

WOF Rescue şu anda Hollanda’da ANBI statüsü kazanmak için hazırlık yaptığını belirtiyor. Bu statü, doğrudan kısırlaştırma odaklı fonlara erişim açısından önemli görülüyor. Vakfın ayrıca Save the Pawties ve Hand and Poot ile birlikte Türkiye’de bir belediye ile pilot proje geliştirme planı da var. Bu proje, bir barınağın iyileştirilmesinden belediye bünyesindeki hayvanların kısırlaştırılmasına kadar farklı ölçeklerde olabilir. Amaç, Hollanda’nın bu alandaki deneyiminden öğrenerek daha kalıcı, daha sistemli çözümler üretebilmek.

WOF Rescue’un hikâyesi, üç kişinin farklı hayat deneyimlerinden çıkıp aynı yerde buluşmasının hikâyesi.

Ortak cümle ise net: Sorun çok büyük olabilir, ama yine de her hayat için mücadele etmeye değer.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *