Hollanda’da yaşayıp çalışan, vergi veren hemen herkesin aklında benzer sorular var.
Türkiye’deki birikimler ne olacak? Box 3 tam olarak nasıl işliyor? ZZP olmak mantıklı mı? Yarın kurallar değişirse bizi ne bekliyor?
Bu röportajda, Account+ Adviesgroep şirketinin sahibi Yeminli Mali Müşavir Orhan Özkan ile Hollanda’da yaşayan Türklerin en çok merak ettiği vergi meselelerini, resmî ve karmaşık bir dille değil; günlük hayatın içinden, sade ve anlaşılır bir yerden konuştuk.
Box 1, Box 2 ve Box 3’ten Türkiye’deki mal varlığının Hollanda’daki etkisine, yanlış ya da eksik beyanın sonuçlarından uzun vadeli plan yapmanın önemine kadar birçok kritik başlığı ele aldık.
Hollanda’da vergi sistemine yıllardır içeriden bakıyorsunuz… Bu yolculuk nasıl başladı? Sizi bu alana yönlendiren süreç ve dönüm noktaları nelerdi?
Hoş bulduk. Açıkçası bu süreç biraz ailemle başladı diyebilirim. Annem babam ilk göçmenlerden, ben de burada doğup büyüdüm.
İlkokul ve ortaokuldan sonra hangi mesleğe yönelmek istediğimi düşünürken yeminli mali müşavirlik alanını seçtim.
O alana girince vergi konuları da doğal olarak hayatıma girdi. Çünkü hem şirketlerin hem de bireylerin gelir ve kazanç beyanlarıyla ilgili bilgi sahibi olmanız gerekiyor.
Yeminli mali müşavir olmak istiyorsanız zaten birçok konuda bilgi sahibi olmanız şart. Ben de çalışma hayatımda birkaç büyük Yeminli Mali Müşavir burolarinda görev aldım.
Bilmediğimiz ya da daha detaylı uzmanlık gerektiren konularda vergi uzmanlarıyla birlikte çalıştık, onlardan da çok şey öğrendik.
Aslında dönüm noktası da biraz buradan geliyor. Sayılarla aram her zaman iyiydi. Matematikte ve ekonomide başarılıydım, bir yandan da bu alan ilgimi çekiyordu.
Sadece muhasebe tutmakla sınırlı kalmak istemedim; işletmelere ve girişimcilere danışmanlık yapma ve mali konularda kendimi geliştirme isteğim zamanla daha da arttı.
Özellikle şirketlere vergi alanında nasıl daha avantajlı danışmanlık sunulabileceği konusu ilgimi çekmeye başladı ve bu nedenle bu alana daha fazla yöneldim.
O zaman hemen merak edilen sorulara geçiyorum.
Türkiye’den kira, faiz ya da başka bir gelir gelmeye devam ediyorsa Hollanda bunu nasıl değerlendiriyor?
Hollanda’da vergi sistemi üçe ayrılıyor: Box 1, Box 2 ve Box 3. Eğer Hollanda’da yaşıyorsanız, mal varlığınız ya da geliriniz dünyanın neresinde olursa olsun bunu burada beyan etmek zorundasınız.
Box 1 maaş geliri ya da aktif olarak elde edilen iş gelirlerini kapsıyor.
Box 2 Hollanda vergi sisteminde, genellikle bir şirkette en az %5 hisseye sahip olan kişilerin elde ettiği temettü ve hisse kazançlarının vergilendirildiği gelir dilimini ifade eder.
Box 3 Banka hesapları, ikinci ev, kiraya verilen ev, tatil evi, altın, kripto gibi mal varlıklarını kapsıyor. Yani Türkiye’de eviniz, birikiminiz ya da başka bir mal varlığınız varsa, Hollanda bunu da bilmek istiyor.
Box 3’te önemli olan şu: Türkiye’deki mal varlığınızı Hollanda’da beyan etmek zorundasınız. Ama her durumda otomatik olarak vergi çıkmıyor. Belirli bir muafiyet sınırı var. Toplam mal varlığınız bu sınırı aşmıyorsa ödeme çıkmayabiliyor, aşıyorsa o zaman hesaplama yapılıyor.
Türk toplumunda bazen “Türkiye’deki mal varlığım burada nasıl olsa görünmez” şeklinde bir düşünce olabiliyor, ancak bu doğru değildir. Özellikle banka hesapları çoğu zaman vergi dairesinin sistemlerinde yer alır. Hollanda ile Türkiye arasında bilgi paylaşımına yönelik anlaşmalar bulunduğundan, Türkiye gerektiğinde Hollanda makamlarına mal varlığınıza ilişkin bilgileri sunmakla yükümlüdür.
Faiz geliri, kira geliri ya da Türkiye’den gelen başka gelirlerde de yine durum gelirin türüne göre değerlendiriliyor. Eğer Türkiye ile Hollanda arasında çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması varsa, aynı gelir üzerinden iki kez vergi ödemezsiniz. Ama iki ülke arasındaki farklara göre ek vergi çıkabilir.
Bir diğer önemli konu da şu: Eğer bu gelirleri ya da mal varlıklarını beyan etmezseniz, sonradan denetimde ortaya çıkabiliyor.
Özellikle sosyal yardım, toeslaglar ya da başka haklardan yararlanıyorsanız dünya çapındaki gelir ve mal varlığınıza daha detaylı bakılabiliyor. Böyle bir durumda hem geri ödeme çıkabiliyor hem de yüksek cezalar gelebiliyor.
Yanlış ya da eksik beyan bazen ciddi cezalara yol açabiliyor. Cezalar dosyaya göre değişiyor ama bazı durumlarda oldukça yüksek olabiliyor. Hatta beyan hiç yapılmazsa vergi dairesi kendisi tahmini bir rakam belirleyip çok yüksek bir tutar çıkarabiliyor. Sonradan buna itiraz etmek mümkün olsa da, süreç yine de yorucu ve masraflı olabiliyor.
Hollanda’ya yeni gelenler için soruyorum şu dönem ev almak vergisel olarak gerçekten avantajlı mı, yoksa bu biraz şehir efsanesi mi?
Burada önce şunu ayırmak lazım: Evi oturmak için mi alıyorsunuz, yoksa yatırım için mi? Çünkü bu tamamen farklı bir konu.
Kendi oturacağınız evi almak çoğu zaman avantajlıdır. Sonuçta ya kirada oturacaksınız ya da kendi evinizi alacaksınız. Kirada ödediğiniz para tamamen gidiyor. Ama ev aldığınızda, evet faiz ödüyorsunuz, kredi ödüyorsunuz, ama aynı zamanda kendinize ait bir mal varlığı oluşturuyorsunuz. En azından ödediğiniz paranın bir kısmı borca gidiyor ve uzun vadede elinizde bir değer kalıyor.
Vergi açısından bakıldığında, ödediginiz faizin bir kismini vergi iadesi yoluyla geri aliniyor. Hollanda devleti son yıllarda bu uygulamaya bazı sınırlamalar getirmiştir. Ayrıca bazı siyasi partiler bu vergi avantajını tamamen kaldırmayı düşünmektedir; ancak bu konu siyasi açıdan hassas olduğu için temkinli davranılmaktadır.
Benim tahminime göre, önümüzdeki 10–15 yıl içinde bu sistem daha da değişecektir. Nitekim Avrupa’daki birçok ülkede böyle bir vergi avantajı bulunmamaktadır. Bu sistem başlangıçta konut piyasasını canlandırmak amacıyla yürürlüğe konulmuştur.
Ama sadece vergiye bakmamak lazım. Uzun vadede kendi oturacağınız evi almak hâlâ mantıklı olabilir. Çünkü aylık ödediğiniz tutarın bir kısmı faize gitse de bir kısmı borcun kapanmasına gidiyor. Kirada ise böyle bir birikim oluşmuyor.
Tabii bugünkü piyasada işin zor tarafı şu: Ev fiyatları çok yükseldi, ipotek almak da zorlaştı. Aynı gelirle artık eskisine göre daha düşük kredi alınabiliyor. Bu yüzden insanlar yüksek fiyatlı evlere eskisi kadar kolay ulaşamıyor. Piyasa da biraz bu yüzden zorlanıyor.
Ben ilk evimi 2007’de almıştım. O zaman da fiyatlar yükseliyordu. Sonra kriz geldi, piyasa düştü ama daha sonra yine toparladı. Zaten ekonomide de böyle dönemler var; çıkışlar oluyor, sonra inişler geliyor. Konut piyasasında da bu döngü hep yaşanıyor. Kısa vadede düşüş olabilir ama uzun vadede ev genelde yine değer kazanıyor.
Yatırım amaçlı ev almak ise artık daha dikkatli hesap yapılması gereken bir konu. Çünkü burada kişinin amacı çok önemli: Hangi faizle alıyorsun, ne kadar öz sermaye koyuyorsun, ne kadar borç alıyorsun, kısa vadeli mi düşünüyorsun, uzun vadeli mi? O yüzden burada “kesin alın” ya da “kesin almayın” diye net bir tavsiye vermek doğru olmaz. Herkesin durumu farklı.
Son dönemde kurallar da çok değişti. Özellikle yatırım amaçlı alınan evlerde vergi yükü, kira yasaları ve yeni düzenlemeler nedeniyle eskisi kadar net avantaj kalmadı. Mesela bazı yatırımcılar hesap yaptığında, kira geliri var ama vergi ve diğer masraflardan sonra ellerinde düşündükleri kadar bir kazanç kalmıyor. O yüzden bazı insanlar artık “değmez, satayım” noktasına geliyor.
Bir de Box 3 tarafında değişiklikler var. Kurallar birkaç kez ertelendi, şu an için 2028’e ötelenmiş durumda. Ama nasıl netleşeceği hâlâ tam belli değil. Özellikle ev, hisse ve diğer varlıklarda değer artışının nasıl vergilendirileceği konusu hâlâ tartışılıyor. Bu belirsizlik de yatırımcıyı düşündürüyor.
Ayrıca kira tarafında da sistem değişti. Eskisi gibi kısa süreli ve esnek kontratlar vermek artık daha zor. Yeni kira yasası, puan sistemi, evin büyüklüğü, enerji etiketi gibi kriterlere göre alabileceğiniz maksimum kira belirlenebiliyor. Bu da yatırım amaçlı ev alanlar için önemli bir değişiklik oldu. Bazı ev sahipleri bu yüzden artık daha düşük kira almak zorunda kalıyor, bazıları da bu nedenle evini satmayı tercih ediyor.
Eskiden faizler çok düşükken yatırım amaçlı ev almak daha cazipti. İnsanlar bankada para tutmak yerine kredi çekip ev alıyor, kiraya veriyor ve aradaki farktan gelir elde ediyordu. Ama şimdi hem faiz yükseldi, hem vergi baskısı arttı, hem de kira tarafında kurallar değişti. Bu yüzden yatırım amaçlı ev almak artık eskisine göre çok daha dikkatli analiz edilmesi gereken bir konu.
Kısacası, kendi oturacağınız evi almak uzun vadede hâlâ mantıklı olabilir. Ama yatırım amaçlı ev almak için artık çok daha detaylı hesap yapmak gerekiyor.
Hollanda’da ZZP (serbest çalışan) düzenlemelerinde 2026 Mart itibarıyla önemli geri adımlar atıldı ve yeni yasalar hazırlanıyor.Vergisel açıdan herkes için doğru bir model mi?
ZZP dediğimiz şey, bir şirkette personel olarak çalışmak yerine kendi adına çalışmak aslında. Yani biri size bir proje verir, siz de onu çalışan olarak değil, bağımsız biri olarak yaparsınız. Saatlik ya da proje bazlı çalışırsınız.
Bu model özellikle kriz dönemlerinden sonra çok büyüdü. Çünkü şirketler için daha esnek bir yapıydı. Özellikle inşaat, taşımacılık, dağıtım gibi sektörlerde çok yaygınlaştı. Ama sonrasında devlet şunu fark etti: Kâğıt üstünde ZZP görünen ama aslında normal çalışan gibi çalışan çok kişi var. O yüzden son yıllarda denetimler daha da sıkılaştı.
Burada en önemli soru şu: Sen gerçekten bağımsız mı çalışıyorsun, yoksa sadece adı ZZP olup aslında bir işçi gibi mi çalışıyorsun? Eğer ikinci durumsa, o zaman vergi avantajların geri alınabiliyor, hatta işverenden de sosyal primler istenebiliyor.
O yüzden ZZP herkes için doğru model diyemeyiz. Bu tamamen kişiye, sektöre ve çalışma şekline göre değişir. Çünkü birçok kişi sadece eline geçen net paraya bakıyor. Ama çalışan olduğunda işsizlik sigortan, hastalık durumun, emekliliğin, tatil günlerin gibi hakların var. ZZP’de bunların hepsini kendin ayarlamak zorundasın.
Yani bugün eline daha fazla para geçiyor gibi görünse de, hasta olduğunda gelir yok, işsiz kaldığında güvence yok, emeklilik için de kendin birikim yapman gerekiyor. Bunları da hesaba kattığında tablo değişebiliyor.
Tabii bazı insanlar için ZZP çok avantajlı da olabiliyor. Özellikle saatlik ücreti ciddi şekilde artıyorsa ve kişi o farkı iyi değerlendiriyorsa mantıklı olabilir. Ama sadece kısa vadede elime ne kadar para geçiyor diye bakmamak lazım.
Kısacası, ZZP bazı kişiler için çok iyi bir model olabilir ama herkes için doğru değildir. Önemli olan, tüm riskleri ve sosyal hakları da hesaba katarak karar vermek.
Önümüzdeki yıllarda Box 3 sisteminde değişiklik bekleniyor mu? Türk expatlar şimdiden neye hazırlıklı olmalı?
Aslında burada en önemli konu, kişinin uzun vadede ne yapmak istediği.Danışanlarımla bu konu hakkında sık konuşuyoruz. Yani kişi ne istiyor, ileride yatırım yapacaksa nasıl bir yol izleyecek, artık şahıs olarak mı devam edecek yoksa şirket mi açacak?
Şirket üzerinden mi alım yapacak? Önce buna bakmak lazım. Çünkü önemli olan şu andaki varlığım ne kadar, ileride ne kadar olacak ve ben buna göre nasıl bir yapı kuracağım.
Tabii çok uzun vadeli her şeyi bugünden net hesaplamak mümkün değil. Çünkü yasa sürekli değişiyor. Ama en azından şu anki verilere göre 2028’de benim için ne değişecek, ona dair bir hesaplama yapılabiliyor. Kişi de ona göre düşünüyor: Bu yapı bana uzun vadede avantajlı mı, değil mi? Değer mi, değmez mi?
Konuştuğumuz gibi, bazen kişi hesap yaptığında elinde örneğin 20 bin euro kalmasına rağmen yine de “Benim için buna değmez” diyerek satış yapmayı düşünebiliyor. Çünkü insanlar sadece bugünü değil, geleceği de göz önünde bulunduruyor.
Örneğin Türkiye’deki mal varlıkları için şu anda farklı kurallar geçerli. Ancak 2028’de yürürlüğe girmesi planlanan yeni sistemde, Türkiye’de elde edilen kira gelirinin burada da vergisel etkisi olacağı ifade ediliyor.
Yeni kurala göre kira geliri, faiz geliri ve benzeri gelirlerin hepsi birlikte değerlendirilecek. Faizle ilgili giderler varsa düşülecek, net gelir üzerinden vergi hesaplanacak. O yüzden özellikle Türkiye’de evi olup kira geliri olan kişiler için bu durum dezavantaj yaratabilir.
Türkiye’de o gelir üzerinden yeterince vergi ödenmiyorsa, Hollanda’da ödeme çıkabilir. Bu da insanları alternatif düşünmeye itiyor.
Alternatif olarak ne düşünülüyor? Mesela evi satmak, şirket kurmak, limited şirket üzerinden devam etmek ya da yapıyı tamamen değiştirmek gibi seçenekler gündeme geliyor. Ama açıkçası 2028 sistemi tam netleşmeden hangi yolun kesin avantajlı ya da dezavantajlı olduğunu söylemek zor. O net olduğu zaman bir uzmanla oturup tekrar hesap yapmak lazım.
Ben her zaman şunu söylüyorum: Sadece bugünü değil, stratejiyi konuşmak lazım. Kısa vadede ne istiyorsun, uzun vadede ne istiyorsun? En önemlisi bu. Ona göre yol almak gerekiyor. Çünkü uzun vadeyi düşünmeden hareket etmek bazen ciddi dezavantajlar doğurabiliyor.
Bu durum sadece Box 3 ile sınırlı değil; genel olarak mal varlığı olan herkes için geçerli. Örneğin 60–70 yaşlarına geldiğinizi ve önemli bir servete sahip olduğunuzu düşünün. Uzun vadeyi planlamazsanız, vefatınızdan sonra bu varlıklar çocuklarınıza geçtiğinde ciddi bir miras vergisi yükü doğabilir. Hatta bazı durumlarda çocukların elinde yeterli nakit bulunmadığı halde vergi çıkabilir ve bu vergiyi ödeyebilmek için evi satmak zorunda kalanlar bile olabilir.
Benzer bir durum şirket sahipleri için de söz konusu. Diyelim ki bir şirketin değeri 3 milyon Euro. Şirket sahibi vefat ettiğinde, şirket çocuklara devredilirken aynı zamanda önemli bir vergi yükü de ortaya çıkabilir. Gerçek hayatta bunun örnekleri var; çocukların nakdi yok ama 100 bin ya da 300 bin Euro gibi yüksek vergilerle karşılaşabiliyorlar. Yani ortada bir servet var, ancak likidite yok.
Bu nedenle böyle durumların önceden planlanması büyük önem taşıyor. Özellikle belli bir yaştan sonra, ister şirket olsun ister kişisel varlıklar, “Uzun vadede ne yapmak istiyorum, bu varlıkları çocuklarıma nasıl devredeceğim ve vergisel yükü nasıl azaltabilirim?” gibi sorular üzerinde düşünmek gerekiyor.
Kısacası, bazı şeyleri son ana bırakmak yerine bugünden itibaren adım adım hazırlık yapmak en sağlıklı yaklaşım olacaktır.
Hollanda’da yaşayan Türk expatlara “Bunu mutlaka bilin” dediğiniz en kritik vergi gerçeği nedir?
Bence en kritik nokta şu: Hollanda’da yaşıyorsanız, dünya genelindeki tüm gelirlerinizi ve mal varlığınızı bilmek ve gerektiğinde beyan etmekle yükümlüsünüz. Aslında en çok gözden kaçan konu da bu.
Pek çok kişi “Türkiye’de evim var, nasıl olsa görünmez”, “Bankadaki param bilinmez”, “Altınım, kriptom ya da Türkiye’de şirketim var ama bildirmeme gerek yok” diye düşünebiliyor. Oysa meselenin en önemli kısmı tam olarak burası.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Beyan etmek, her zaman vergi ödeyeceğiniz anlamına gelmez. Bazı durumlarda muafiyetler ya da kısmi hesaplamalar söz konusu olabilir. Ancak beyan zorunluluğu ayrı bir konudur. İnsanların en sık karıştırdığı nokta da budur.
Asıl risk de burada başlıyor. Bugün beyan etmeyip “nasıl olsa fark edilmez” diye düşünseniz bile, ileride bir denetim olduğunda eksik ya da hatalı beyanda bulunmuş sayılırsınız. Bu durumda sadece gelir vergisi değil; toeslaglar, sosyal yardımlar ve diğer haklar açısından da sorunlar ortaya çıkabilir. Yani konu sadece “bir miktar vergi öderim” meselesi değildir; sonradan hem geri ödeme çıkabilir hem de cezalar eklenebilir. Bu da süreci oldukça ağır hale getirebilir.
Şunu da unutmamak gerekir: Hollanda, Türkiye’deki tüm mal varlığınızın detaylı değerini her zaman doğrudan görmeyebilir. Örneğin bir banka hesabının varlığını tespit edebilir ama içindeki tutarı ya da diğer varlıkların tam değerini otomatik olarak görmeyebilir. Ancak bu durum “nasıl olsa bilinmez” anlamına gelmez. Gerektiğinde araştırma yapılır, bilgi talep edilir ve o noktada sorunlar daha da büyüyebilir.
Benim her zaman vurguladığım şey şu: Yanlış değerleme yapmayın, eksik bilgi vermeyin. Çünkü bugün fark edilmeyen bir durum, birkaç yıl sonra karşınıza çıkabilir. Örneğin bazı kişiler hatalı beyan nedeniyle fazla vergi iadesi aldıyorlar, ancak yıllar sonra vergi dairesi vergi beyannemisini yeniden inceleyip belgeleri talep edebilir. Ve eğer beyannemede yanlışlık tespit edilirse, alınan tutarın geri ödenmesi gerekir ve çoğu zaman buna ceza da eklenir.
Bir diğer önemli konu da şu: Düşük gelir, otomatik olarak vergi iadesi anlamına gelmez. Bu da oldukça yaygın bir yanlış kanıdır. Vergi iadesi, yıl içinde ne kadar kazandığınıza ve adınıza ne kadar vergi kesildiğine bağlıdır. Eğer işvereniniz zaten doğru miktarda vergi kesmişse vergi iadesi olmaz.
Gelir vergisi beyannamesi sonucunda alınacak vergi iadesi ya da yapılacak ek ödeme, birçok farklı faktöre bağlıdır. Örneğin, kişinin ipotek faizi indirimi hakkının olup olmadığı, gelir durumuna bağlı çocuk indirimi (inkomensafhankelijke combinatiekorting) kapsamında değerlendirilip değerlendirilmediği ve geçici vergi tahakkukunun (voorlopige aanslag) doğru yapılıp yapılmadığı önemli rol oynar. Ayrıca işverenin maaş üzerinden doğru miktarda vergi kesip kesmediği de büyük önem taşır.
Bir kişinin aynı yıl içinde birden fazla işverene bağlı çalışması durumunda, çoğu zaman vergi kesintileri doğru şekilde uygulanmayabilir. Bu da ya eksik ya da fazla vergi kesilmesine yol açabilir. Bunun yanı sıra, yıl içinde gelirde, aile durumunda veya konutla ilgili değişiklikler gibi kişisel durumdaki farklılıklar da sonucu etkileyebilir.
Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, gelir vergisi beyannamesi sonucunda iade mi alınacağı yoksa ek ödeme mi yapılacağı belirlenir.
Kısacası, Hollanda’da yaşayan Türklerin bilmesi gereken en önemli vergi gerçeği şudur: Türkiye’de ya da başka bir ülkede sahip olduğunuz gelir ve mal varlıklarını “nasıl olsa görünmez” diye düşünmeyin.
Beyan yükümlülüğünü ciddiye alın. Çünkü asıl büyük sorun çoğu zaman verginin kendisinden değil; sonradan ortaya çıkan eksik beyan, geri ödeme ve cezalar olur.



