Konuk: Eyüp Karso (Rabobank Urban Growth Direktörü)
Bu röportaj serimde Hollanda’da kendi yolunu açmış, bulunduğu yere değer katmış isimlerin hikayelerine yer veriyorum.
Her biri farklı bir alanda, farklı bir mücadeleyle bugün olduğu yere gelmiş insanlar.
Eyüp Karso’yla sohbet ederken aklımda tek bir kelime kaldı: Hareket.
1970’lerde misafir işçi olarak Hollanda’ya gelen bir babanın oğlu.
Sekiz kardeşin en büyüğü. Ve bugün 31 yıldır Hollanda’nın en köklü finans kurumlarından biri olan Rabobank bünyesinde çalışan, kariyerinde önemli bir noktaya gelmiş bir yönetici.
Ama bu bir unvan hikayesi değil.
Bu; erken yaşta sorumluluk almanın, özgürlük arayışının ve “başardım” demeden yola devam etmenin hikayesi.
Şimdi sözü ona bırakıyorum.
Eyüp Bey, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben Eyüp Karso, 57 yaşındayım. 31 yıldır Rabobank’ta çalışıyorum.
Kariyerim boyunca bankanın farklı bölümlerinde görev aldım. Şu anda ise yeni bir pozisyona atandım: Urban Growth Direktörü.
Bu görevde odağımız büyük şehirler ve büyük şehirlere yakın bölgeler. Çünkü şehirler sürekli değişiyor ve büyüyor. Özellikle büyük şehirlerde kültürel çeşitlilik her geçen gün artıyor. Yurt dışından gelen insanlar, farklı topluluklar ve yeni girişimler şehir ekonomisini dönüştürüyor.
Biz de bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyoruz. Yeni iş birlikleri kurmak, farklı toplulukları daha iyi anlamak ve şehirlerin ekonomik gelişimine katkı sağlamak temel hedefimiz.
Benim sorumluluk alanım özellikle Rotterdam ve çevresi. Daha önce de beş büyük şehirde görev yaptım. Bu süreçte şehirleri sadece dışarıdan izlemekle kalmadım; içine girerek, dinleyerek ve anlayarak çalıştım. Çünkü şehir dediğimiz şey sadece binalardan değil, insanlardan oluşuyor.

Hayat yolculuğunuz babanızın attığı o ilk adımla mı başladı?
Babam 1970’li yıllarda Hollanda’ya misafir işçi olarak geldiğinde bir şeyin içindeydi: bir hareketin. Daha iyi bir hayat kurmak için bir adım atmıştı. Konfor alanında kalmamıştı. Risk almıştı. Mücadele etmişti.
Benim hayat yolculuğum da aslında o hareketin devamı gibi.Türkiye’de doğdum. Üç kardeşimle birlikte küçük yaşta Hollanda’ya geldik. O dönem birçok aile gibi çocuklarını bir süreliğine Türkiye’de anneanneye, babaanneye bırakıp çalışmaya gelenler oldu. “Biraz para biriktirelim, ev yapalım, geri döneriz” düşüncesi vardı. Çoğu evini yaptı ama geri dönüş pek olmadı. Hayat burada kök saldı.
O kuşağın hayatı bugünkü yeni göçmenlere göre çok daha zordu. Sistem farklıydı, imkânlar sınırlıydı. Ama orada öğrendiğim en önemli şey şu oldu: Değişim kolay değil. Ama durursan hiçbir şey değişmez.
Benim için hareket; rastgele bir koşuşturma değil. Kendini geliştirmek için adım atmak. Konfor alanından çıkmak.Gerektiğinde yeniden başlamak.
İnsanlar değişmek ister ama gerçekten değişmek çok zordur. Çünkü herkes alıştığı düzende kalmak ister. O düzeni bozmak cesaret ister, ama ilerlemek için o adımı atmak gerekir.
Bugün bulunduğunuz noktaya gelene kadar sizi en çok şekillendiren deneyim ne oldu?
Aslında beni en çok şekillendiren şey hayatın erken döneminde aldığım sorumluluklardı. Sekiz kardeştik ve en büyük bendim. Yetmişli yıllarda, kalabalık bir ailede büyümek insana çok erken yaşta sorumluluk yüklüyor. Kimse gelip sizi kurtarmıyor. Hayatta kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız gerekiyor. Zorluklarla kendiniz yüzleşmeniz, çözümleri kendiniz üretmeniz gerekiyor. “Challenge” dediğimiz şeyleri başkası değil, siz aşmak zorundasınız.
Bu bana girişimci bir bakış açısı kazandırdı. Daha genç yaşta risk almaktan korkmamayı, gerektiğinde inisiyatif kullanmayı ve sıfırdan bir şey inşa etmeyi öğrendim. Sorumluluk almak, karar vermek ve sonuçlarına sahip çıkmak benim temelim oldu.
Belki beni diğerlerinden ayıran şey tam olarak buydu. Farklı mıyım bilmiyorum, herkesin hayat hikâyesi kendine özgü. Ama geriye dönüp baktığımda, o zorlu ama öğretici yılların bana sağlam bir temel verdiğini çok net görüyorum.
Çocukluğunuzda veya gençliğinizde “ileride bunu yapmak istiyorum” dediğiniz bir an var mıydı?
Açık konuşmak gerekirse, bugün bulunduğum noktayı gençliğimde hayal ettiğimi söylersem doğru olmaz. Global bir bankada yönetici olmak gibi net bir hedefim yoktu.
Birçok genç gibi benim de hayalim profesyonel futbolcu olmaktı. Ama onun dışında daha temel bir hayalim vardı: özgür olmak.
Göçmen bir aileden geliyorsunuz. “Yabancı” olarak tanımlandığınız bir ortamda büyüyorsunuz. Böyle bir yerde insanın en büyük arzusu aslında güçlü ve bağımsız olmak oluyor. Maddi olarak rahat olmak, ev sahibi olmak, araba almak… Kısacası kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek. Başkalarına yardımcı olmak.
Kurtarıcı rolü diyebilir miyiz?
Belki “kurtarıcı misyonu” demek fazla iddialı olur ama şunu söyleyebilirim: Sadece kendim için değil, ailem için de güçlü olmak istedim. Çünkü küçük yaşta şunu fark ediyorsunuz maddi özgürlük hayatın birçok kapısını açıyor.
Benim hayalim bir unvan değildi.Bir makam ya da belirli bir görev değildi. Benim hayalim, özgürlük ve güven duygusuydu.
Bugün geriye baktığımda, aslında yaptığım tüm seçimlerin beni o özgürlük arayışına götürdüğünü görüyorum.

Uzun yıllar gönüllü ve sivil toplum çalışmalarında aktif oldunuz. Bu motivasyon nereden geliyor?
Aslında bu motivasyonun kökleri çocukluğuma dayanıyor. 70’li yıllarda büyürken, içinde bulunduğumuz topluluklarda dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu çok erken yaşta gördüm. O dönemlerde mahalle dernekleri, gönüllü yapılar ve birlikte hareket etme kültürü çok güçlüydü.
Orada şunu öğrendim:Bazı şeyleri tek başınıza yapamazsınız.
Bir araya geldiğinizde, konuştuğunuzda ve birlikte çözüm aradığınızda ortaya çıkan etki çok daha büyük oluyor. Dernekler sadece destek almak için değil; öğrenmek, gelişmek ve fark yaratmak için de var.
Türkiye’ye gitmeden önce de bu bilinç vardı. 2008’de Türkiye’ye taşındıktan sonra bir iş insanları derneği kurdum. Çünkü hep şunu duyuyordum:
“Herkes konuşuyor ama kimse adım atmıyor.”
Ben konuşmak yerine adım atmayı seçtim. O derneği kurmamın temel nedeni; insanların birlikte hareket ettiğinde daha güçlü bir ses çıkarabileceğine inanmamdı.
Sekiz yıl sonra Hollanda’ya geri döndüğümde ise şunu fark ettim:
Sekiz yıl kısa gibi görünse de, aslında çok şey değişmiş oluyor. Yeniden uyum sağlamak, yeniden bağ kurmak gerekiyor.
Bu noktada sivil toplum çalışmaları hem benim hem de çocuklarım için önemliydi. Çocuklarım Türkiye’de uluslararası okullarda okudu. Hollanda’ya döndüklerinde farklı bir eğitim sistemi ve kültürle karşılaştılar. Dernek faaliyetleri, yerel çalışmalar ve toplumsal katılım onların bu sürece daha hızlı adapte olmasına yardımcı oldu.
Aynı zamanda şuna da inanıyorum: Eğer bulunduğunuz ülkede gerçekten kök salmak istiyorsanız, sadece yaşamak yetmez katkıda bulunmanız gerekir.
Bu yüzden belediye meclis üyeliği yaptım. Siyasi katılım da aslında sivil toplumun bir uzantısıdır. Önce öğrenmek, sistemi anlamak; sonra da katkı sunmak…
Benim için mesele şu: Önce almayı öğrenmek, sonra vermeyi bilmek.
Sivil toplum çalışmaları bana insanları daha iyi anlamayı öğretti. Farklı kültürleri, farklı bakış açılarını, insanların söyledikleriyle aslında ne kastettiklerini… Bu çok büyük bir zenginlik.
Bugün hâlâ doğrudan ya da dolaylı olarak bu alanın içindeyim. Çünkü inanıyorum ki, taşın altına elini koymadan gerçek bir aidiyet duygusu oluşmaz.
Ve benim için mesele hep şu oldu: Bulunduğum yere değer katabilmek
Sizin için başarı nedir?
Benim için başarı denildiğinde aklıma ilk gelen şey evdeki huzur.
Eğer akşam eve geldiğinizde kapıyı açarken içinizde bir mutluluk hissi varsa, o sıcaklığı hissedebiliyorsanız ve bunu ailenizle karşılıklı yaşayabiliyorsanız işte başarı budur.
Başarı benim için çok zengin olmak ya da çok ünlü olmak değil. Küçük yaşlarda herkes gibi hayaller kurarsınız; tanınmak, alkışlanmak, belki ünlü bir futbolcu olmak… Ama zamanla şunu anlıyorsunuz: Ün ve para tek başına mutluluk getirmiyor.
Çok zengin ya da çok ünlü insanların da kendi mücadeleleri, kendi boşlukları var. Demek ki mesele sadece maddi güç ya da tanınmak değil.
Bence başarı, hayata bağımlı olmadan, dengede kalabilmek.
Paraya, üne ya da statüye kendini kaptırmadan; değerlerini koruyarak bir hayat sürdürebilmek.
Ve en önemlisi: İç huzurunu kaybetmeden yaşayabilmek.
Benim için gerçek başarı bu.
Hollandada bir Türk olarak “Başardım” dediğiniz bir an var mı?
Hollanda’da bir Türk olarak “başardım” dediğim bir an olmadı. Açıkçası olmaması gerektiğini de düşünüyorum. İnsan sürekli kendini yenilemeli, sürekli daha ileri gitmeli. Benim bakış açım bu. Hiçbir zaman “tamam, oldu” ya da “artık başardım” gibi bir düşünce aklımdan geçmedi. Çünkü “başardım” demek bana biraz ağır geliyor. Ne demek başardım? O zaman hayat bitiyor mu? Yol tamamlandı mı? Bence hayır.
Başarı dediğimiz şey bir noktaya varıp durmak değil. Tam tersine, devam etmek. Kendini yenilemek, daha iyisini yapmak, yeni şeyler görmek ve birkaç adım daha atmak. Sürekli gelişmek.
Belki “başardı” kelimesini başkaları söyleyebilir. Ama ben kendi adıma hiçbir zaman “başardım” demem. Benim için mesele çalışmaya devam etmek, kendini eğitmeye devam etmek, kendini geliştirmeye devam etmek. Hayat dediğin zaten bu süreç.
Yeni bir ülkede kariyer yapmak isteyenlere ve girişimcilere en önemli 3 tavsiyeniz nedir?
Bence bu tavsiyeler sadece girişimciler için değil, yeni bir ülkeye gelen herkes için geçerli.
Birincisi: Dili öğrenin.
Dil çok kritik. Sadece temel konuşma değil; deyimleri, günlük ifadeleri, kültürel alt metni öğrenmek gerekiyor. Dil bilmeden toplumun içine tam olarak giremezsiniz. Dil, kapıları açan anahtar.
İkincisi: Derneklere ve farklı topluluklara katılın.
Sadece kendi çevrenizde kalmayın. Sadece “kendi insanınızın” olduğu ortamlara gitmek yetmez. Farklı derneklere, farklı ağlara, farklı kültürlerin olduğu ortamlara girin. Orada öğrenirsiniz, orada büyürsünüz. İnsan ilişkileri yeni bir ülkede en büyük sermayedir.
Üçüncüsü: Hemen pes etmeyin, devamlı olun.
Bir toplantıya gittiniz ve beklediğiniz ilgiyi görmediniz diye vazgeçmeyin. Başarı bir yere bir kez gitmekle gelmez. Sürekli gitmekle gelir. İnsanlar sizi tanımaya başladığında, “Sen geçen hafta yoktun” demeye başladığında fark yaratmış olursunuz. Görünür olmak süreklilikle olur.
Yeni bir ülkede başarılı olmak için tam anlamıyla sürecin içine girmeniz gerekir. Kenardan bakarak değil, dahil olarak.
Dil, network ve devamlılık.Bence en kritik üç konu bu.
Hayat mottosu diyebileceğiniz bir cümle var mı?
Tek bir cümle seçecek olsam şu olurdu: “Daima hareket.”
Ben hayatımı “mücadele” kelimesiyle de özetleyebilirim ama mücadele tek başına yeterli değil. Asıl mesele, mücadele ederken durmamak.
Bu yüzden benim hayat mottom:
Hareket. Devam. Yenilenme.
Durduğun an geriye düşersin. Hareket ettiğin sürece ise her zaman bir adım ileri gitme ihtimalin vardır.



