Hollanda’da Yapay Zekâ Kariyeri: Duygu Çelebi

Bazen bir kadınla tanışırsınız, sadece unvanı değil, o unvana giden yolda döktüğü ter, gösterdiği cesaret çarpar sizi.

Duygu Çelebi tam da böyle bir kadın. Işıl ışıl, zeki, yerinde duramayan bir enerji.

Bugün Hollanda’da yapay zekâ kariyeri dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri o.

Eindhoven’da, Avrupa’nın teknoloji kalbinin attığı Brainport’ta, Thermo Fisher Scientific bünyesinde yapay zekâ ve iş geliştirme süreçlerine liderlik ediyor.

Yani bugün dünyanın en çok konuştuğu, en hızlı değişen alanının tam merkezinde!

Bu hikâye, bir “konfor alanını darmadağın etme” hikâyesi. Türkiye’de savunma sanayiinin o güvenli, disiplinli, tıkır tıkır işleyen dünyasında tam 14 yıl geçirmişken; “Dur bir dakika, ben başka ne yapabilirim?” diyebilme cesareti…

Üstelik bunu yapay zekâ gibi bir alanda, bambaşka bir ülkede ve kültürde başarmak. Duygu ile Eindhoven’daki yeni yaşamını ve teknoloji dünyasında kadın olmayı konuştuk

1. Türkiye’de başlayan kariyer yolculuğun seni nasıl Avrupa’ya taşıdı? Geriye dönüp baktığında bu yolculuğun seyrini değiştiren en önemli dönüm noktası neydi?

Henüz üniversiteyi bitirmeden, son sınıfta bir savunma sanayi şirketinde çalışmaya başladım. 2016 yılına geldiğimde aynı şirkette 14 yıldır çalışıyordum.

Savunma sanayi, teknolojiyi üretmek ve kullanmak adına diğer sektörlerden çok farklı dinamiklere sahiptir. Ben de artık “konfor alanımdan çıkıp, risk alıp yeni yaklaşımlar öğrenmenin zamanı geldi” diye düşündüm. Bununla beraber 2014 yılında annemi kaybettim. Bir değişikliğin bana iyi geleceğini düşündüm.

Çalıştığım şirket Philips ile ortak proje yapıyordu ve iş seyahati nedeniyle Eindhoven’a birkaç kere seyahat etme fırsatım olmuştu.

Hem Philips’ten hem de Eindhoven’daki basit ve huzurlu yaşamdan etkilenmiştim. İlk başvurumu Philips’e yaptım ve kabul aldım. Yurt dışı maceram bu şekilde başladı.

Benim için dönüm noktası, Türkiye ve Hollanda’daki çalışma kültürünün farkını anladığım zamandır.

Hollanda’da ne seviyede olursanız olun fikriniz önemlidir ve tabiri caizse “üzerinize vazife olmayan” işleri yapmanız teşvik ve takdir edilir. Ben de bunu fark ettikten sonra kariyer yolculuğum hızlandı.

2. Yapay zekânın bugün geldiği noktada seni en çok şaşırtan, hatta bakış açını değiştiren gelişme ne oldu?

Beni en çok şaşırtan şey tek bir teknik atılım değil; yapay zekânın başarısının, teknolojik yeterlilikten çok insan davranışıyla belirlenmesi oldu.

Bugün elimizde inanılmaz güçlü bir araç var ama onu doğru sorularla kullanmayı, iş akışına yerleştirmeyi ve güvenle devretmeyi başaramazsanız değeri neredeyse sıfıra iniyor.

İş hayatında da özel hayatta da şunu görüyorum: Asıl farkı yaratanlar “Bu çalışıyor mu?” diye bakanlar değil, “Ben bununla neyi mümkün kılabilirim?” diye soranlar.

Bakış açımı değiştiren de bu oldu: Yapay zekâ bir teknoloji projesi değil, büyük ölçüde bir benimseme, alışkanlık ve kültür meselesi.

3. Sence AI, mühendislerin rolünü nasıl dönüştürüyor? Bu dönüşüm daha çok bir tehdit mi, yoksa yeni bir güç alanı mı yaratıyor?

Ben mühendislere özel bir dönüşüm görmüyorum. Herkese, inanılmaz yetenekli ve yorulmayan bir asistan verildi.

Bu asistanı ne kadar iyi yönlendirirseniz o kadar size katkı sağlayacaktır. Mühendisler de diğer herkes gibi, en çok ihtiyaç duydukları alanda bir AI agent yaratıp bunu kullanmaya başlamalılar.

Tehdit ya da güç alanı olması yaklaşıma kalıyor. Bence doğru kullanıldığında inanılmaz bir güç. Jensen Huang’ın dediği gibi: “Yapay zekâ senin işini elinden almayacak; yapay zekâyı kullanabilen insanlar alacak.”

4. Önümüzdeki birkaç yıl içinde, yapay zekâyı gerçekten anlayanlarla sadece kullandığını düşünenler arasında nasıl bir fark oluşacak?

Gerçekten anlayanlar işleyişleri değiştirecek ve bu şekilde hem üretkenlik hem de kalite adına büyük değer artışı sağlayabilecekler.

Sadece kullandığını düşünenler büyük ihtimal güzel e-mailler yazıp ilginç resimler yaratmaya devam edecekler

5. Avrupa’da çalışmaya başladıktan sonra, Türkiye’deki mühendislik pratiğine dair bakış açında en çok ne değişti?

Türkiye geneli için bir şey söylemem doğru olmaz. İlk soruda da dediğim gibi ben sadece savunma sanayiinde çalıştım. Onunla ilgili konuşabilirim. Süreçler Avrupa’ya göre çok daha iyi tanımlanmıştı ve büyük bir titizlikle ilerliyordu.

Bu beni ilk geldiğimde açıkçası hayal kırıklığına uğratmıştı. Philips’te doğru dürüst bir dokümantasyon yoktu.

Bununla beraber Hollanda’da herkesin bakış açısı dikkate alınır ve karşınızdakinin konumu ne olursa olsun mesleki fikrinizi belirtebilirsiniz.

Görev tanımınızın dışına çıkmanız takdir edilir ve gelişme olarak sayılır. Bu tarz durumlar savunma sanayiinde sizi zor duruma sokabilir.

Başka bir kültür farkı da “kriz yönetimi”. Türkiye’de mühendisler kriz yönetimi konusunda çok iyi. Bir problem çıktığında hemen aksiyon alabiliyorlar. Ama Almanya ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde herhangi bir kriz olduğunda hareket etmekte oldukça zorlanıyorlar çünkü kurallarla hareket etmeye çok alışmışlar. Bence Eindhoven’da Türk mühendislerinin başarılı olmalarının ve tercih edilmelerinin en büyük sebeplerinden biri de bu.

6. Yapay zekâ alanında çalışan bir kadın olarak, bu alanda var olmayı sen nasıl tanımlıyorsun? Sence mesele daha çok teknik yeterlilik, görünürlük ya da yerleşik algılarla mı ilgili?

Teknik yeterlilik ile başlayarak aslında hepsiyle alakalı. Öncelikle sizin belli bir yetkinliğiniz olduğuna ikna olmaları gerekiyor. Tabii ki bu yetkinliği sürekli güncellemek gerekiyor, başarının sürdürülebilir olması için.

Sonrasında tabii ki görünürlük şart. Bir kadın olarak burada daha fazla zaman harcamam gerektiğini belirtmeliyim. Bunun sebebi de yerleşik algılar; daha da çok İngilizce’de “unconscious bias” denilen bilinçsiz önyargı. Türk ve yapay zekâ alanında çalışan bir kadın olduğumu söylediğimde, egzotik bir hayvan görmüş gibi tepkilere maruz kaldığım oldu; gülümseyip “ne kadar enteresan” gibi şeyler söyleyenler mesela…

Bunlara takılmayıp, bilinçli ve sürekli bir şekilde yaptığım işlerin sonuçlarını kullanarak görünür olmak için çaba sarf ettim. Hatta bununla ilgili tavrım, üst düzey yöneticim tarafından örnek gösterildi.

7. Seni daha verimli, daha odaklı ya da daha üretken kılan ama çok da konuşulmayan bir alışkanlığın var mı?

Verimli ve üretken olmamı sağlayan alışkanlıklarım herkesle benzer diye düşünüyorum. Hedef odaklı olmak, her gün kendini geliştirmek, ölçülebilir sonuçlar üretmek gibi…

Ama tek bir şey söylemem gerekirse atomik alışkanlıklar diyebilirim. Her gün kısa süre de olsa belirli tanımlı aksiyonlarım vardır ve onları ne olursa olsun atlamam. Bunlar benim “her gün bir önceki günden daha iyi olma” hedefimi gerçekleştirir.

 8. Bugünkü aklınla, 20’li yaşlarındaki Duygu’nun karşısına çıksan ona ilk ne söylersin?

Bitcoin al derdim 🙂

Hata yapmaktan korkma, hatalarından öğrenmemekten kork. Konfor alanından çıkmak belki çok zor ama sadece bu şekilde gelişirsin ve emin ol hayat bu şekilde daha eğlenceli. Yurt dışı deneyimini erken edin, 35’ten sonra çok zorlanacaksın derdim.

9. Bunu daha erken fark etseydim bazı şeyler çok daha farklı olurdu dediğin bir kariyer gerçeği var mı?

Ben kariyerimin ilk yıllarında iş güvencesine sahip olmaya haddinden fazla kıymet vermişim. Vizyonum darmış diyebilirim. Daha geniş bir vizyonla daha çok risk alsaydım eminim bazı şeyler çok daha farklı olurdu.

Hollanda’ya taşınmamın bana kattığı en güzel şey genişlemiş vizyondur. Geç olsun, güç olmasın.

Not: Bu röportajda paylaşılan görüşler Duygu Çelebi’nin kişisel değerlendirmeleridir; Thermo Fisher Scientific’in kurumsal görüşlerini yansıtmaz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *