Bazen dünya öyle bir yer oluyor ki…Bir haberi okurken nefesin kesiliyor, “Bu kadarı da olmaz!” diyorsun.Sonra başka bir habere denk geliyorsun ve “Bir dakika, biz ne ara bu kadar karanlıkla çevrildik?” diye düşünüyorsun.
İşte bugün tam olarak o günlerden biri.
Amerika’da Epstein davası yeniden patladı.Yeni e-postalar ortaya saçıldı.Trump’tan Hollywood isimlerine kadar herkesin adı geçiyor. Skandal öyle dev ki, haberleri okurken insanın midesine bir taş oturuyor.
Ama beni asıl sarsan ne oldu biliyor musunuz? Bu konuyu okuyunca aklıma Hollanda’da yıllar önce yaşanan o tuhaf, absürt, hatta mide bulandırıcı tartışma geldi:
Evet, bu ülkede bir zamanlar “pedofili partisi” vardı.
Ve maalesef bu bir şehir efsanesi değil. Gerçek.
Bir düşünün… Hollanda gibi özgürlüklerin ülkesi ama bazen özgürlüğün de sınırları olmalı değil mi?
2006’da PNVD diye bir parti çıkıyor.
Adamlar diyor ki:
– Çocuklarla cinsel ilişki serbest olsun.
– Yaş sınırı kalksın.
– Hayvan pornosu yasak olmasın.
– “Özgürlük!” diye diye toplumun en hassas yarasına dokunuyorlar.
İnsan okurken bile sinirleniyor. Bir annenin, bir insanın, bir vicdanın kaldırabileceği şeyler değil.
Toplum ayaklanıyor, medya çıldırıyor. Derken uzun hukuki süreçler… En sonunda 2020’de mahkeme “Yeter artık!” diyor ve partiyi kapatıyor.
Nefes alıyorsun. “İyi bari… En azından bu tamam.” diyorsun.
Şimdi Epstein belgeleri yeniden gündemde. Ve ister istemez aynı soruyla yüzleşiyoruz:
Bu dünyada çocukları gerçekten koruyabiliyor muyuz?
Koskoca ülkelerde, en güçlü insanların gölgesinde, en karanlık ilişkilerin ortasında çocuklar kaybolurken…
Bir ülkede “pedofili partisi” kurulabiliyorken…
Bir mahkeme hazırlık aşamasında diye partiye izin verebiliyorken…
Gerçekten onların güvende olduğunu söyleyebilir miyiz?
Dünyanın neresinde olursak olalım değişmeyen tek şey var:
Çocuk güvenliği siyasetin, gücün, özgürlüğün bile çok üstünde bir şeydir. Bu çizgi asla ama asla aşılmamalıdır.



